Şimdiyse kırılgan mektuplar yazıyorum.Hangi adrese göndereceğimi bile bilmeden....

15/9/2009 - BU KEZ BAŞKA GİTTİM KENDİMDEN...

Kategori: makale-deneme


Gözümün Önünde Vurdular Beni
Birden Bire Bensiz Kaldım
Durduk Yere Düştü Ellerim
Oysa Bedenimde Cehennem Benzeri Atesler Vardı
Şimdi Hangi Aynaya Baksam Kimliksizim Ben...
Beş Duyumu Yitirdim Kaç Zaman
Anlayan Yoktu
Yutkundum Arsenik Tadinda
Yaşamam Sandım
Kaçiyorum Bu Dünyadan
Nedenini Hiç Sorma
Bakislarim Benim Degil Artik
Sesim Degisti

BU KEZ BAŞKA GİTTİM KENDİMDEN...

Meçhul..
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/9/2007 - ...

Kategori: makale-deneme

 

Ya zamana akmalı ya da içerikli bir kitaba…

 

Düşüncelerinin yanında bir koca bardak suyla nereye kadar taze kalır benlik? Korkup ta kaçmaz mı ürkek duygular?

 

Dar boğazım geçit verme, içmesin damarlarım bu beni! Ulaşılmaya alışkın bedenim yüz üstü çöreklensin ağır ağır…

İki heceli kelimeler gibi ezik dolansın ruhum meydanlarda… Dilime bir ayraç, gözüme görmemezlik, eşkâlimi çizsin kara kalem! Dar koridorlara mesken olmuşken, uzak diyarları düşlemek yasak olsun. İş görmez raporu asılsın boynuma! Sarıp sarmalayıp iç burkulmalarımı, tahlil etsinler kaç beni yenilemiş bu hücreler? Üstü kapalı derlesinler ruhumu, bir bilen çıksın içinizden, haykırsın “susun” diye… Başınızda yemen işi örtülerle dolanırken, onca rengi taşımak yormaz. Bu esereklinin ipe asılı elbiseleri yorar gözünüzü… Oy dert ortağı başım; kaç gökkuşağı gördün de bu renkler ayırt edilemez oldu sende? Daha düğün halaylarına katılmadan tükenmiş sevinçler, rüyalardan toplanmış tebessümler… Pembe bir düş, gözlüklerden kararmış bakış acım…

 

Ya zaman yok ise? Kitaba sığınan benliğim, sayfa aralarında sıkışmış kalmış. Yazarın süslü lafını kıskanmışım ya da cümle haznesini… Nefsim kol gezer açtığım boşlukta!

 

“Oysa insan yaşam kadar güzel olmalı der bütün kâhinler, sırlar yeşermeli yüreğinde, buruk bir ezgiyi yineler gibi sevmeli…”

 

Sır ekilmişse o koca bahçene, avuç avuç yağmurlar döksen de önüne, fırtınadan kalanlarla başınasın hep…

 

Ya düşünür olmak? Deliliğe bir adım… Sorun mu “düşünüyorum” demek? Başı sıkışmış bir insan, ellerini görmemeye adamışsa kendini, asıl derdi başıyla değil midir? Halini kendisi bile bilmiyor ise, kim yar olur yardım isteyen ruhuna?

 

Ya nefes almayı bilmemezlik? Beynine tanıttığın o sen oksijenle buluşunca çatışma başlar asıl…

 

Ya yaşamalı ya yaşamalı…

 

Ya bilmeli ya bilmemeli…

 

Ya sormalı ya da susmalı…

 

Vakit gelmiş olmadan, gecikmeden bir karara varmalı…

 

Üç nokta düştü elimden…

Üçü de ben(im)di…

Alıntı

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/9/2007 - Dua

Kategori: makale-deneme

Ben bir damlacıktım denizlerde dolaşan.Deryada bir damla,dünyada bir zerre..Akıntılarla dünyayı dolaştım kaç sefer.Dalgalarla kıtalara gidip geldim.Güneşin erişemediği yerlere inip çıktım.Hiçbir an bir yerde duramadım.Bir damlaydım,ama deniz bendim aynı zamanda.

Bir damla olarak kalmaya razı değildim.Deniz olmak da yetmezdi bana.Bütün bunların ötesinde başka bir duam vardı benim;”bir yudum su olmak”!

Günler ve geceler boyu yakardım Alemlerin Rabbine.Şevkle hevesle denizden denize koştum,bir gün dualarım kabul olacak diye.
Bir gün güneşin tebessümüyle dualarıma cevap geldi.Bir parça ışık bir parça sıcaklık erişti uzayın derinliklerinden.

Ve bir kuş gibi havalandım.Fazlalıklarımı denize bırakıp saf bir su damlası halinde yükseldim göklere.Benimle birlikte niceleri yükseldi.

RABB'LERİNİN emriyle arınan sayısız su damlalarıyla beraber,meleklerin ellerinde,görünmez bir ordu halinde uçtuk uçtuk. Sonra”toplan”emri erişti bulutlarda toplandık.

Dokuz gün,dokuz gece göklerde uçtuk durmadan. nice ovalar,nice dağlar,nice kıtalar aştık.Sonra “in”emrini alan yeryüzüne indi.Kimimiz toprağın altına sızdı,kimimiz göllere doluştu.Bense bir akarsuya karışıp her saniye yüz milyar yeni arkadaşımla tanışarak aktım günler boyunca.Dağlardan ovalardan geçtim bir yudum su olmak için.

Deniz olmak yetmezdi bana.Bulutlar akarsularda yetmezdi.Ben bir yudum su olmak istedim.Bir yudum su için dua eden bir tende dolaşmak istedim.

Onunla beraber,onun diliyle,onun zerreleriyle Alemlerin Rabbini zikretmek istedi dilim.Ben onun için dua ettim,onun içi bir yudum su olmak istedim ve oldum.
...Alıntı...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/8/2007 - DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ 3

Kategori: makale-deneme

 

Öp beni tenimden şehrimin ince ayazı.

Kapanmayan yalnızlığımın yoluk saçlarını avuçla.

Diken bitmez kanayan acından.

Ben güle duruyorum deli türkülerin kıvamından…

 

Ve aşk tadını dilime bıraktı dersem…

İnanmayın bana.

Kim olmuşumda dilime dolamışım yanık kokusunun sahibini.

Kim olmuşum…

Destursuz çalmadım hiçbir kapıyı. Kapı önünde kalmayı hazmetmezken benliğim, uzun gölgelerin ardından ayakuçlarımı kanatarak erişmeye çalıştım göreceklerime.

Olmadı.

Sonra sıyrıldım telaşsız meydanlardan. Bilmediğim yolları kimseye soramayacak kadar başım önümde eğik, konuşamayacak kadar yorgun kaçtım. Biri gelip durduracak gibi geldi hep. Artık mola yeri bitti deyiverecek.

Her gözde aradım o sahiplikleri.

Deliye vururken adım her gözde aradım…

İsmime eklenenleri yastık altı ederek, kendi kendimi çarmıha geriyorum artık. Bırakın acıyı, ninni iniltilerde uyumaya duruyorum.

 

Göremediğim ne çok şey var biliyorum. Ağır gelen korkularından kaçarken, her bir deliliği yüreğime yük bırakarak kapanıyor gözlerim.

Oysa bakacaktım daha.

Sağ elim sol yanıma semah durmuşken, selamımı salacaktım.

Kahır yok diyecektim, acı kaçak diyecektim.

Al fistanlara sar bedenini ve kalk ayağa diyecektim…

 

Geceyle gündüzün adı aynı oldu.

Birinde ışığa kaçtım, birinde karanlığa.

Hepsinde bir eşkıyalık ardına saklanmak yani. Güçsüzlüğü bağırarak kovalamak. Sus payı düşürdüğüm dilim, hücrelerime doldurdu seyre dalmayı. Bakarak öğrenilmeyen hayatı sindiremedim içime.

Güzeldi adım bilirdim.

Hangi zamana saklanıyordu dengesini çoktan yitirmiş yalnızlıklarım? ...

Hangi zamanda gölgesini uzatmak için sinmişti yürek dalıma aman vermez aldanışlarım? ...

Solgun papatyaları avuçluyor şimdi ellerim.

İç kanamalı bir hikâye bu, biter bir gün bilirim.

Koluma takacak bir şeyim yoksa giderken, geldiğim gibi derim aynalardaki boş bakışlara.

Gelmek yazılan yazgımı, gitmelerle dinlendirirken sulanan ağzım nelerin yamacında.

Oy bu gece karanlıkları! Avutun içimdeki bilmeceleri.

Geriye gider gibi yaparken yaşam beni tutun yaralı yanlarımdan.

Yakışmaz uçurum taşları, yorgunluğa çalmayan bu taze ayaklara.

Ezme papatyaları gönlüm…

 

Şimdi,

Bir kavganın bitişinde barışa kanmak gibi, kuytu bir yere asıyorum doğrularımı.

Yanlışlar doğruları bir kez daha götürürken türkülerimden, ellerimi kanatan bütün telleri söküyorum sazımdan.

Her tınısını meçhule salan dizginsiz yollara asıp unutulan notaları, içimi dönüyorum gizli sığınaklarıma.

Susun kuşlar uçmayın bu ıssız göklerde.

Susun kuşlar…

Deli kız türkü söylüyor.

                       Tuba Yılmaz

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/8/2007 - DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ 2

Kategori: makale-deneme

Kim dedi sana,

Pimi çoktan çekilmiş bu el bombasını hesapsızca avuçla.

Bak her yanın paramparça…

 

Göçe hazırlanmalı artık, yorgun kervanların en ön sıralarında.

Bu yakıcı çöllerde serap görme hayalini zahir zamanlara bırakıp, kavrulan adımları saymalı, değerli hiç birşey sırtlanılmamış hazine yanlarında.

Yandıkça bilmeli geçecek, bütün yorgunlukların izi iner inmez kaybolunca kumlarda bitecek, dudaklarım görevini unutacak kadar ilaçsız kalınca dinecek tüm sızılar.

Bakacağım ki vaat edilenlere benimde vurmuş yolum.

Varamam sandığım uzak seraplar gözlerimin önünü mesken bellemiş.

 

Mahşeri kavruluşların en basitinde yora yora ruhumu, öğreneceğim geri kaldığım derslerin ikmalde takılan yarımlıklarını. En temel derslerden zayıf almışım ben. Teneffüslerde oyalanırken kaçırmışım yaşam gereksinimleri en önemli yanlarını. Yakalanıp tek ayak üzerinde bekletilmem bundan.

Bakmayın öyle.

Bundan işte hep kara tahtalara sevdalanmam. Alışkınım tozlu tebeşir kokusuna ve kapı arkası çöp leşlerinin arkadaşlığına.

Eskiyen umutlarım serildi önünüze umarsızca.

İndirseniz ne olur ki gözlerinizi düşlerimden.

Utanıyorum işte…

 

Papatyalarda şaşkın…

Türküleri hiçbir dile yakıştıramadık ortak oluşlarda. Soldan saydım sıraları şaşırarak. Eksik bir işaretin izinsizce kaytarışı yola sermiş alfabeyi boylu boyunca.

Paçavra gazetelerle örtüyorum üstlerini kendi cinayetim cesetlerin. Vurdumduymazlar geçerken üzerini okuyorlar da, bir ucundan kaldırıp tanıdık mı diye bir bakış savurmuyorlar. Kimseye atmam suçu oysa. Ellerimle başlattığım suçlarımla kirletmem tertemiz adınızı.

Bu nasıl yara…?

 

Ağlamanın da tadı kalmadı, bu hayat tuzlu yaşlarımdan bile iğrenmeyi öğretti bana. Karıştı kavramlar dişli çarkta. Ucuna takılmış savuruyorum kızıl saçlarımı deli rüzgârlara. İçime çekince erken yorulan nikotine yanmış ciğerlerim yanıyor. Kimse sonunda ayağa kalkmıyor bu oyunun bu defa. Perdeler sessizce kavuşurken birbiri ardına soğuk zemine yapışıyor dizlerim. Bu sızı çocukluktan aşikâr bana. Ne uzun zaman olmuş diyorum, takılıp düştüğüm taşlar şimdi kocaman geliyor bana.

Bu acı başka.

 

Annem hala şaşkın bu deli hikâyeden. Gülerken gözlerime gebe yaşların tezatlarından boyun büküyor. Secde yerine bıraktığı duaları sıyırıyor beni her yeni intiharımdan. Yakışmıyor kulağıma okunan ezana bu histeri yara.

Geceleri duvarlarıma çaldığım renkler mazgal grisi. Bu karanlıklarda iğreti duruyor papatyalar.

Dinmeyen yaşlar yakışmıyor adına.

 

Almayı unuttunuz eskilerinizi bavulumdan. Beceremedim biçmeyi arta kalanlardan yeni bir elbise, hiç biri uymadı üzerime.

Son deliliği bu emin olun bitmeyen türkülerimin. Ben yüreğimde kalan kulak dolgunu nidalarınızı ninni diye dinlerim üzülmeyin. Her sabah yeniden gömüp gözlerimi şehrime, her gece tekrar dirilirim aynı dehlizlere.

 

Mevsimler gibi şaşırdı yolunu sözlerimin gerçekliği. Her adımım sicilimi bıraktı kaynar asfaltta. Takipleriniz değiştirmeyecek yolları yanılmayın.

Yine bana, yine oyunuma, yine kuyularıma çıkacak yolunuz.

Varılacak adresi süsleyemedim işte. Işıltılardan gözlerim yandı da, sizi de layık göremedim aynı kazaya.

 

Her rüzgârında şimdi İSTANBUL’un acıları kuşlarımın ağzına yem diye tembihliyorum. Biraz uzaklaşsa bu lodos içime oturan acıyı ısıtacağım biliyorum.

Ne yanına yapışsam ellerime sivri çiviler batıyor.

Ne yanına yapışsam yumruğum kadar dedikleri kalbim yanıyor.

Suçsuzum oysa…

Deli kız türkü söylüyor.

 

                              TUBA YILMAZ

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Çok yollar geçtim,Sürüldüm. Çok insanlar tanıdım,Vuruldum. Niye varım dedim,Zaten yoksun dediler. Ben yokum dedim,Olmaz mısın dediler. Bu yollarda bitecek,Ömürlerde tükenecek, Kaide tek!Ta ki deniz oluncaya dek.
''Ben bir su damlasıyım,Felaketim,Bereketim"